Kaygıyı nasıl tanımlıyorum?
Muayeneme gelen ailelere kaygıyı çoğu zaman bir duman dedektörüne benzeterek anlatırım. Bu dedektör, evde yangın çıktığında bizi uyarmak için vardır ve hayati bir görev üstlenir. Ancak bazı evlerde dedektör o kadar hassas ayarlanmıştır ki ekmek kızartırken bile çalmaya başlar. Anksiyete bozukluğu yaşayan çocuklarda da durum buna benzer: Beyindeki uyarı sistemi gerçek bir tehlike olmadığı hâlde sık sık ve yüksek sesle çalar.
Kaygı tek başına bir sorun değildir; hepimizi tehlikelere karşı hazırlar. Bir ilkokul öğrencisinin karne gününden önce heyecanlanması ya da bir gencin ilk sunumundan önce elleri terlemesi olağan tepkilerdir. Kaygı bozukluğundan söz edebilmek için bu tepkilerin yaşa göre beklenenden belirgin biçimde yoğun olması, haftalar boyunca sürmesi ve çocuğun yapmak istediği ya da yapması gereken şeyleri engellemesi gerekir.
Okul öncesi dönemde kaygı
Üç ile altı yaş arasındaki çocuklarda kaygı en sık ayrılık anlarında kendini gösterir. Kreş kapısında ağlayan, annesinin bacağına sarılan, gece yalnız uyumayı reddeden çocuklar bu dönemde sık karşılaştığım tablolardır. Bu yaşta bir miktar ayrılık güçlüğü olağandır; ancak bazı çocuklarda bu güçlük aylarca sürer ve giderek artar.
Bu yaş grubunda dikkat ettiğim işaretler şunlardır:
- Ebeveyn gözden kaybolduğunda geçmeyen panik ve uzun süren ağlama
- Kazanılmış becerilerde geri gitme, örneğin yeniden alt ıslatma
- Gece sık uyanma, kâbuslar, ebeveyn yatağına gelme ısrarı
- Yeni ortamlara, oyun gruplarına ya da akraba evlerine girememe
- Karanlık, hayvanlar ya da yüksek sesler gibi belirli şeylere karşı yoğun korkular
Okul öncesi çocuklarla çalışırken değişimin asıl taşıyıcısı ebeveynlerdir. Bu nedenle bu yaşta tedavimin büyük bölümünü ebeveynlerle birlikte yürütürüm.

Okul çağında kaygı
İlkokul yıllarında kaygı çoğu zaman bedensel bir kılığa bürünür. Hafta içi sabahları başlayan karın ağrısı, okul servisi yaklaştıkça artan bulantı ya da baş ağrısı ve hafta sonu bunların tamamen kaybolması, dikkatimi çeken tipik bir örüntüdür. Bu yaşta çocuklar aynı zamanda "ya … olursa" ile başlayan sorularla ebeveynlerinden sürekli güvence ister.
Okul çağında sık gördüğüm kaygı biçimleri:
- Yaygın kaygı: Dersler, notlar, ailenin sağlığı, deprem, savaş gibi pek çok konuda bitmeyen endişe
- Okul reddi: Okula gitmeyi düşünmenin bile yoğun sıkıntı yaratması
- Özgül fobiler: İğne, kusma, köpek, asansör gibi belirli durumlara karşı yoğun korku
- Mükemmeliyetçilik: Ödevi defalarca silip yeniden yazma, küçük bir hatada yoğun üzüntü
- Seçici konuşmazlık: Evde rahat konuşan çocuğun okulda sessiz kalması
Ergenlikte kaygı
Ergenlik döneminde kaygının konusu değişir. Gençler daha çok başkalarının gözünde nasıl göründükleri, akademik başarı, gelecek ve arkadaş grubundaki yerleri üzerine endişelenir. Bu dönemde sosyal anksiyete ve panik atakları daha sık ortaya çıkar. Bazı gençler kaygılarıyla baş etmek için odalarına kapanır, saatlerce telefonla vakit geçirir ya da tersine kendilerini aşırı ders çalışmaya verir.
Ergenlerle görüşmelerimde kaygının bazen başka şeylerin arkasına saklandığını görürüm: sinirlilik, okula gitmek istememe, uykusuzluk ya da madde kullanımı gibi. Bu nedenle gençlerle her zaman yalnız görüşmeye de zaman ayırırım.
Muayenede neye bakıyorum?
Kaygı değerlendirmesinde amacım, kaygının nasıl çalıştığını, neyle beslendiğini ve çocuğun yaşamını nasıl kısıtladığını anlamaktır. Bu nedenle şu sorulara yanıt ararım:
- Kaygı ne zaman başladı ve hangi durumlarda ortaya çıkıyor?
- Çocuk kaygı duyduğunda neler yapıyor, nelerden kaçınıyor?
- Ailenin kaygıya verdiği tepkiler neler?
- Kaygıya eşlik eden bir durum var mı: dikkat eksikliği, depresyon, öğrenme güçlüğü, obsesif kompulsif bozukluk?
- Bedensel yakınmaların tıbbi bir açıklaması var mı?
Gerekli durumlarda çocuk, ebeveyn ve öğretmen formlarıyla kaygının şiddetini ölçer ve tedavi sürecinde bu ölçümleri tekrarlarım.
Tedavi planını nasıl kuruyorum?
Bilişsel davranışçı terapi
Çocuk ve ergenlerde kaygı tedavisinin temelini bilişsel davranışçı terapi oluşturur. Bu terapide çocuk, kaygının bedenine ve düşüncelerine nasıl yansıdığını öğrenir, kaygılı tahminlerini sınamayı dener ve korktuğu durumlara küçük adımlarla yaklaşır. Her başarılı adım, beynin uyarı sistemine "Bu durum aslında tehlikeli değil" mesajını verir.
Ailenin rolü
Kaygılı bir çocuğun ebeveyni olmak kolay değildir. Çocuğun sıkıntısını görmek ebeveynleri onu korumaya iter; ancak bu koruma bazen kaygının alanını genişletir. Ebeveyn danışmanlığı görüşmelerinde ailelerle birlikte güvence döngüsünü kırmayı ve çocuğun cesaretini desteklemeyi çalışırım.
Kabul temelli yaklaşımlar
Bazı ergenlerde kaygıyı yok etmeye çalışmak yerine onunla birlikte yaşamayı öğrenmek daha anlamlı olabilir. Bu bakışı en iyi kabul ve kararlılık terapisi yansıtır.
İlaç tedavisi
Kaygı çok yoğun olduğunda, çocuk okula gidemediğinde ya da terapiye tek başına yanıt alınamadığında ilaç tedavisini gündeme getiririm. Bu kararı her zaman aileyle birlikte, yarar ve olası yan etkileri ayrıntılı biçimde konuşarak veririm.
Ailelere önerilerim
- Çocuğunuzun korkusunu ciddiye alın, ama ondan tamamen kaçmasına izin vermeyin.
- Sürekli güvence vermek yerine çocuğunuzun kendi yanıtını bulmasına yardım edin: "Sence ne olabilir?"
- Küçük cesaret adımlarını planlayın ve her adımı takdir edin.
- Uyku, beslenme ve hareket düzenine dikkat edin; yorgun bir beyin daha kolay alarm verir.
- Kendi kaygınızı fark edin; çocuklar kaygıyla baş etmeyi ebeveynlerinden öğrenir.
Okulla iş birliği
Okul, kaygılı çocukların en çok zorlandığı alanlardan biridir. Ailenin onayıyla öğretmenle iletişim kurmak, sabah okula girişi kolaylaştıracak bir düzen oluşturmak, çocuğun güvendiği bir yetişkin belirlemek ve sunum gibi zorlayıcı görevleri kademeli hâle getirmek tedaviyi destekler. Okul reddi geliştiyse dönüşü okul ve aileyle birlikte planlarım.
Muayenehanemden bir örnek
Ayrıntıları değiştirilmiş bir örnek anlatayım. Sekiz yaşında bir kız çocuğu, annesi alışverişe çıktığında kapının önünde bekliyor, telefonla sürekli arıyor ve annesi eve dönene kadar ağlıyordu. Okulda da öğle yemeğinden sonra karnı ağrıdığı için sık sık eve gönderiliyordu. İlk görüşmelerde çocuğun aklından geçen cümleyi bulduk: "Annem dönmezse ne olacak?" Birlikte bir cesaret listesi yaptık: Önce annesi beş dakikalığına komşuya gitti, sonra yirmi dakikalığına markete, sonra bir saatlik bir işe. Her başarılı denemede çocuk takvimine bir yıldız yapıştırdı. Anne de telefonla sürekli güvence vermek yerine "Saat beşte evdeyim" gibi tek ve net bir cümle kullanmayı öğrendi. Üç ay sonra çocuk okulda tam gün kalabiliyor, annesi akşam dışarı çıktığında babasıyla oyun oynayabiliyordu.
Ne zaman bir psikiyatriste başvurmalısınız?
Kaygı çocuğunuzun okulunu, uykusunu, arkadaşlıklarını ya da aile yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa; bedensel yakınmalar sık tekrarlıyorsa ve çocuk doktorunun muayenesinde bir neden bulunamıyorsa; kaygı birkaç haftadır giderek artıyorsa bir çocuk ve ergen psikiyatristiyle görüşmeniz yararlı olur.
Sık sorulan sorular
- Kaygılı çocuğum büyüyünce rahatlar mı?
-
Bazı gelişimsel korkular yaşla birlikte azalır. Ancak kaygı bozukluğu düzeyindeki kaygı çoğu zaman kendiliğinden geçmez; kaçınma büyüdükçe kaygı da büyür. Erken tedavi, kaygının çocuğun gelişimini daha az etkilemesini sağlar.
- Tedaviye kaç yaşında başlanabilir?
-
Okul öncesi dönemden itibaren kaygı tedavisi mümkündür. Küçük yaşlarda tedavinin önemli bölümünü ebeveynlerle yürütürüm; çocuk büyüdükçe kendisi de sürece daha etkin katılır.
- Kaygı ilaçları alışkanlık yapar mı?
-
Çocuk ve ergenlerde kaygı tedavisinde kullandığım ilaçların büyük bölümü alışkanlık yapmaz. Tedavi sonlandırılırken ilaç kademeli olarak azaltılır.