Muayenemde ilaç konuşması nasıl geçer?
İlaç önerdiğim bir görüşmeyi çoğu zaman şu cümleyle açarım: "Bu bir karar ve kararı birlikte vereceğiz." Ailelerin önemli bir kısmı odaya, internette okudukları korkutucu yorumlar ya da çevrelerinden duydukları deneyimlerle gelir. Bu yüzden önce onların kafasındaki soruları masaya koymalarını isterim. Bağımlılık, kişilik değişimi, büyümeye etkisi, okul arkadaşlarının öğrenip öğrenmeyeceği, tedavinin ne kadar süreceği... Her biri için yeterince zaman ayırmadan reçete yazmam.
Bu konuşmanın bir de görünmeyen tarafı vardır: Çocuğun ya da gencin kendisi. On iki yaşındaki bir çocuk, neden her sabah bir tablet içmesi gerektiğini anlamıyorsa, bir süre sonra ilacı ağzında tutup lavaboya tükürmeyi öğrenebilir. Bu yüzden çocuğa da kendi diliyle anlatırım: "Bu ilaç beynindeki dikkat düğmesinin daha iyi çalışmasına yardım edecek; ama dersini çalışmak yine senin işin." Gençlerle ise yetişkin gibi konuşur, kararın ortağı olmalarını isterim.
Hangi durumlarda bu seçeneği açıyorum?
Çoğu başvuruda ilk adımım ilaç değildir. Bununla birlikte bazı tablolarda ilacı erken konuşmak çocuğun yararınadır:
- Dikkat güçlüğü yüzünden çocuk her yıl biraz daha geride kalıyor, öğretmenler ve arkadaşlarıyla ilişkisi bozuluyorsa
- Kaygı ya da takıntılar okul kapısından dönmeye, uykusuz gecelere, aile hayatının durmasına yol açıyorsa
- Çökkünlük gencin yemeyi, okulu, arkadaşları bırakmasına ve ölüm düşüncelerine varıyorsa
- Terapi düzenli sürdüğü hâlde ilerleme yerinde sayıyorsa
- Evde ya da okulda kendine veya başkasına zarar verebilecek öfke krizleri yaşanıyorsa

Kullandığım başlıca ilaç aileleri
Aşağıdaki bilgiler yalnızca fikir vermek içindir; her çocuğun ilacı kendi değerlendirmesine göre seçilir.
- Dikkat ve dürtüsellik için: İki ana grup vardır: uyarıcılar ve uyarıcı olmayanlar. İlk grup onlarca yıldır çocuklarda kullanılıyor; ikinci grup tik ya da yoğun kaygı eşlik ettiğinde ya da ilk grup uygun düşmediğinde öne çıkar. Ayrıntı için dikkat eksikliği hiperaktivite sayfasına bakabilirsiniz.
- Kaygı, takıntı ve çökkünlük için: Serotonin sistemine etki eden ve bu yaş grubunda denenmiş antidepresanlar. Yararları hemen değil, düzenli kullanımın üçüncü-dördüncü haftasından sonra belirginleşmeye başlar.
- Şiddetli öfke, saldırganlık, bazı ağır tikler için: Özel durumlarda başka gruplar; bunlarda kilo, kan şekeri ve kan yağlarını düzenli izlerim.
- Duygu durum dalgalanmaları için: Duygu durumunu dengeleyen ilaçlar; kan düzeyi takibi gerektirenlerde tahlil takvimini aileyle birlikte planlarım.
- Uykusuzluk için: Önce uyku alışkanlıklarını düzenleriz; ilaç ancak bu yetmezse ve sınırlı bir süre için gündeme gelir.
Başlamadan önce yaptığım kontroller
- Çocuğun geçirdiği hastalıkları, alerjileri, kalp sorunları olup olmadığını ve ailede ani ölüm ya da ritim bozukluğu öyküsünü sorarım.
- Kilo, boy, nabız ve kan basıncını kaydederim; bunlar sonraki ölçümlerin başlangıç çizgisidir.
- Bazı ilaçlar öncesinde tahlil ya da kalp grafisi isterim.
- Hedef belirtileri yazıya dökeriz: "Sabahları okula gidebilmek", "Ödevi bir saatte bitirebilmek" gibi.
- Hangi yan etkide beklemeden beni aramaları gerektiğini ailelere yazılı olarak veririm.
Tedavi süresince
İlk dozu, olası yan etkileri en aza indirmek için küçük tutarım ve çocuğun yanıtına göre adım adım yükseltirim. Bir değişiklik yaptığımda ardından bir süre beklerim; aynı hafta içinde hem doz değiştirip hem yeni ilaç eklemem, yoksa hangisinin işe yaradığını anlayamayız. İlk haftalarda görüşmeleri daha sık, işler oturduktan sonra daha aralıklı planlarım.
Antidepresan başlanan gençlerde ilk ayda özel bir dikkat gösteririm. Bu dönemde gencin uykusundaki, huzursuzluğundaki ve düşüncelerindeki değişiklikleri hem kendisine hem ailesine sorarım. Beklenmedik bir değişim fark eden ailelerin bir sonraki randevuyu beklemeden bana ulaşmasını isterim.
İlaç ve terapi birlikteliği
Benim gözümde ilaç bir köprüdür. Kaygısı azalan çocuk, terapide korkularının üzerine gidebilecek cesareti bulur; dikkati toparlanan çocuk, çalışma alışkanlıklarını öğrenecek zemini kazanır. Ama köprünün öbür yakasına yürümek için bilişsel davranışçı terapi, ebeveyn danışmanlığı ve okulla yapılan iş birliği gerekir. Bu yüzden ilaç yazdığım çocukların çok azında tedaviyi yalnızca reçeteyle sınırlı tutarım.
Ne zaman ve nasıl bırakıyoruz?
Bir ilacın ne kadar kullanılacağını en başta kesin olarak söyleyemem; ama "sonsuza kadar" demem. Tablo dengelenip çocuk bir süre iyi gittiğinde, sınavların ve okul başlangıçlarının dışında sakin bir dönemi seçer, dozu birkaç haftaya yayarak azaltırız. Azaltma sırasında belirtilerin geri gelip gelmediğini birlikte izleriz. Ailelerin ilacı kendi başlarına kesmemesini rica ederim; bu hem eski şikâyetlerin geri dönmesine hem de bazı ilaçlarda geçici rahatsızlıklara yol açabilir.
Okul ve sınav dönemleri
İlaç başlamak, doz değiştirmek ya da ilacı azaltmak için zamanlamayı dikkatle seçerim. Sınav haftaları, okul başlangıcı ya da büyük bir aile değişikliğinin yaşandığı dönemler, yeni bir ilaca uyum ya da ilacı bırakma için uygun değildir; çünkü bu dönemlerde ortaya çıkan değişikliklerin ilaçtan mı yoksa ortamdan mı kaynaklandığını ayırt etmek zorlaşır. Okulda ilaç alınması gereken durumlarda, ilacın güvenle saklanması ve verilmesi için aileyle birlikte okulla bir düzen kurarız; çocuğun ilaç kullandığı bilgisinin kimlerle paylaşılacağına ise aile karar verir.
Çocuğun kendi sesi
Bazı çocuklar ilaç içtikleri için kendilerini "hasta" ya da arkadaşlarından farklı hissedebilir. Bu duyguları konuşmak, ilacın yalnızca bir araç olduğunu ve çocuğun değerini belirlemediğini anlatmak önemlidir. Gençlerin ilaçla ilgili kaygılarını ve gözlemlerini düzenli olarak sorarım; onların geri bildirimi doz kararlarında en değerli bilgilerden biridir.
Bir örnek
Ayrıntıları değiştirilmiş bir örnek: On beş yaşında, aylardır süren ağır kaygı nedeniyle okula gidemeyen ve terapiye rağmen ilerleme kaydedemeyen bir gençle ilaç seçeneğini açtık. Aile başlangıçta çok endişeliydi; bağımlılık ve kişilik değişikliği konusundaki sorularını tek tek ele aldık. Küçük bir dozla başladık, ilk haftalarda sık görüştük. Altı hafta sonra genç terapideki adımları atabilecek kadar rahatlamıştı. Bir yıl sonra, okul yılının bitişinde dozu birkaç haftada azaltarak tedaviyi sonlandırdık; genç terapide öğrendiklerini kullanmaya devam etti.
Evde benden ricalarım
- İlacı her gün aynı saatte, benim tarif ettiğim biçimde verin.
- İlaç kutularını ilaç dolabında kilitli tutun; özellikle çökkünlük yaşayan gençlerde ilacı ebeveyn versin.
- Soğuk algınlığı, alerji ya da antibiyotik başlanacaksa bana haber verin.
- Değişiklikleri not alın: uyku, iştah, okul, öfke, keyif.
- Dozu kendi kararınızla değiştirmeyin.
Sık sorulan sorular
- Çocuğum bu ilaçlara bağımlı olur mu?
-
Çocuk ve ergen psikiyatrisinde reçete ettiğim ilaçların büyük kısmında bağımlılık oluşmaz. Planlı ve kademeli bırakıldıklarında güvenle sonlandırılabilirler.
- İlaç başladıktan sonra çocuğum donuklaşırsa ne yapmalıyım?
-
Bu bir uyarı işaretidir ve doz ya da ilaç değişikliği gerektirebilir. Bekledikleri sonucu görmeyen ya da çocuklarında bir donukluk fark eden ailelerin beni aramasını isterim.
- Tedavi kaç ay sürecek?
-
Kesin süre tanıya ve çocuğun ilerlemesine bağlıdır. Her birkaç ayda bir "devam mı, azaltma mı" sorusunu aileyle birlikte yeniden sorarım.
- İlaçla birlikte spor ya da diğer etkinliklere devam edebilir mi?
-
Evet. Çoğu ilaç günlük etkinliklere engel değildir; düzenli spor tedaviyi destekler. Bazı ilaçlarda bol su içmek gibi küçük önlemler gerekebilir; bunları tedavi başlarken anlatırım.
- Kontrol görüşmelerine çocuğu da getirmeli miyiz?
-
Evet, mümkün olduğunda. Çocuğun kendi gözlemlerini duymak ve ölçümleri yapmak kontrollerin önemli bir parçasıdır.